Kırım Türklerinin o akıl almaz ıstırap günleri, Sovyetler Birliği adındaki şeytan saltanatının hak ettiği üzere çöküvermesiyle başka bir boyut kazandı. Acılar bitmiş değildir ama, günümüzde bu mağdur insanlar hiç olmazsa biraz olsun haklarını savunabilecek pozisyona gelmişlerdir.

Üzerine çok yazılıp çizilmiş sürgün günlerinden uzun uzadıya söz edecek değilim. Ancak, Özbekistan’da karşılaştığım, sürgünü yaşamış ve son yıllarda Kırım’ı tekrar görme bahtiyarlığını yaşamış bir Kırım kartının yüzündeki derin manaları, o acı gülümsemeyi anlatmak mecburiyetindeyim. O simayı gördükten sonra, artık bu kişinin anlattıklarının ve ağzından dökülen sözlerin de hiçbir manası kalmıyordu. Bu kırışmış nurlu suratın resmini çizmeyi veya o anda akıl edip bir fotoğrafını çekmeyi çok isterdim ve o resmi de buraya taşımayı arzulardım. Bu resim ve başka hiçbir şey…
Bir düşünün; üzerinde büyüdüğünüz ve havasını soluduğunuz cennet vatanınızdan bir gün çıkarılmak isteniyorsunuz. Hatta bunu gerektirecek hiçbir günahınız yoktur. Çocukken oynadığınız, annenizle gezintiye çıktığınız öz mahallenizde hakarete uğruyorsunuz. Bu sırada hainlere direnen birçok yakınınızı da kaybediyorsunuz. Ve hayvan vagonları… Bu iğrenç vagonların pencerelerinden vatan topraklarına son bir nazar… Yine kayıplar, yine kan… Ardından sürgünde, yurdunuzu bir daha hiç göremeyeceğinizi düşünerek geçen koca bir ömür. Üzerinizde “halk düşmanı” yaftası ve insanların size “hain” olarak bakan aşağılayıcı gözleri.
Bu aksakal, yarım asır sonra yurduna vardığında aynı sokaklarda, aynı evlerde başka başka, yabancı insanlar görmüş olmalıdır. Onlar ki, bir yıllık Türk yurdu olan Kırım’ı sahiplenmiş, o masum insanların evlerine, ocaklarına fütursuzca yerleşmişlerdir. Şimdi o kartbabayın duygularını ve bu duyguların o nurlu çehreye aks eden çizgilerini biraz olsun hayal edebiliyor musunuz?
Bilindiği gibi vatanlarından sürülen Kırım Türklerinin yoğun olarak yerleştirildikleri bölgelerin başında Özbekistan gelmektedir. Bilhassa da Özbekistan’ın başkenti Taşkent. Özbekistan’da bulunduğumuz yıllarda Taşkent’te ve Kırım Türklerinin kalabalık olarak yaşadıkları, Taşkent’e oldukça yakın bir kasaba olan Çirçik’te çok sayıda Kırım Türkü ile tanışma imkanı bulduk. Her biri meslek sahibi ve mesleklerinde başarılı insanlardı. Pek çoğu hali vakti yerinde olan bu Kırım Türkleri, Özbekistan’da kültürlü ve aydın vatandaşlar olarak tanınıyorlar.
Anayurtlarından sürgün edilen Kırım Türkleri, komünist yönetim yıllarında eğitim hakkı dahil, pek çok imkandan mahrum edilmiştir. Bu insanlara edebiyat, tıp ve müspet ilim dallarının dışında, her hangi bir başka branşta, özellikle de siyaset ilmi konusunda eğitim görme hakkı tanınmamıştır. Kızıllar, onları yerli halka gerçekten de “hain” olarak tanıtmışlardır. Bunu yaparken de Kırım Türklerinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetlerin karşısında savaşan Almanlarla işbirliği yapmış olmaları gerekçesinin arkasına sığınmışlardır. Sanki, Kırım Türklerinin Ruslarla göbek bağları birlikte kesilmiş ve onları desteklemeye mecburlarmış gibi! Rusların onları halka bu şekilde lanse etmiş olmalarına rağmen, kendilerinin Özbek Türklerinden büyük saygı gördüklerine şahit olduk. Kırım Türkleri Özbekistan’da saygın bir yer edinmişlerdi ve kan kardeşleri olan Özbek Türkleri de onlardan misafirperverliklerini esirgememişti.
Kırım Türkleri için Özbekistan tam anlamıyla bir sürgün yeri olarak kabul edilemezdi. Çünkü orası da bir Türk yurduydu; ama, insanın doğduğu topraklar gibisi var mıdır? Gördük ki, içlerindeki Kırım hasreti hiç dinmemiş. Bu hasret atadan oğla aktarılagelmiş. Yarım asırdır onlar “Kırım” demişler de başka bir şey dememişler. Aralarından çok insanı Kırım’a göndermişler; gidemeyenlerin ekseriyeti de en az bir defa anayurt topraklarını ziyaret etmiş.
Özbekistan’daki Kırım Türkleri için Türkiye sevgisi de bambaşkadır. Türkiye’nin adı geçtiğinde gözleri ışıl ışıl oluyor. Bunda, buradaki Kırım Türklerini çoğunun Kırım’ın güneyinden ve Bahçesaray bölgesinden sürgün edilmiş olmasının, dolayısıyla da Türkiye Türkleri ile aralarındaki dil ve medeniyet yakınlıklarının fazlalığının, ayrıca köklü tarihi bağların tesiri büyüktür diye düşünüyoruz.
Sürgündeki Kırım Türklerinin çoğunun evlerinde Rus dilinde konuşuyor olmaları ve gençlerinin ekseriyetinin Kırım Türkçesini bilmemeleri ise üzüntü verici bir durumdur. Bu halin, yukarıda değindiğimiz üzere, Kırım Türklerine karşı uygulanan Rus politikasından ve asimile planlarından kaynaklandığı açıktır.
Menfi noktadaki bütün durumlara rağmen Kırım Türkleri, sürgünde yaşadıkları yıllarda milliyetlerinin hususiyetlerini herkese karşı olabildiğince iyi temsil edebildikleri için, tarih karşısında başarılı bir imtihan vermişlerdir. Ayrıca bu insanlar, Allah’ın inayeti ve zorluklara sabretmelerinin yanında, yüreklerinden vatan sevdasını çıkarmamaları, çadırlarda yaşamak pahasına bile olsa yurt topraklarına istek duymaları ve her şeye rağmen, her zaman “Kırım” diyebilmeleri sebebiyle de Müslüman Türk’ün ilahi asaletini bütün vicdanlara bir kez daha duyurmuşlardır.
İstikbalde Kırım kartlarının yüzlerindeki hüznün silinebilmesi ve gelecek nesillerin yarınlara daha ümitli bakabilmeleri dilekleriyle…
Kalgay Dergisi, Sayı: 11, Ocak-Şubat-Mart 1999, Bursa, s. 11









