HEYDER BABA’YA SELÂM
Muhammed Hüseyin ŞEHRİYAR
Heyder Baba, ıldırımlar şahanda,
Seller, sular şakkıldıyıb ahanda,
Gızlar ona saf bağlayıb bahanda,
Selâm olsun şovketüze, elize,
Menim de bir adım gelsin dilize.
Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Gol dibinnen dovşan galhıb, gaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.
Bayram yeli çardakları yıhanda,
Novruz gülü, kar çiçeği çıhanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıhanda,
Bizden de bir yâd eleyen sağ olsun,
Dertlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.
Heyder Baba, gün daluvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulağların ağlasın,
Uşahların bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış behtim oyana
Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,
Dört bir yanın bulağ olsun, bağ olsun,
Bizden sonra senin başın sağ olsun,
Dünya gazov-geder, ölüm-itimdi,
Dünya boyı oğulsuzdu, yetimdi.
Heyder Baba, yolum senden kec oldu,
Ömrüm keçdi, gelemmedim gec oldu,
Heç bilmedim gözellerin nec oldu,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılıh var, ölüm var.
Heyder Baba, igit emek itirmez,
Ömür geçer efsus bere bitirmez,
Nâmerd olan ömrü başa yetirmez,
Biz de vallah unutmarıh sizleri,
Göremmesek helâl edin bizleri.
Heyder Baba, Mir Ejder seslenende,
Kend içine sesden-küyden düşende,
Aşıh Rüstem, sazın dillendirende,
Yadındadır ne hövlesek kaçardım,
Kuşlar tekin ganad çalıb uçardım.
Şengülava yurdu, aşıh alması,
Gâhdan gedib orda gonah kalması,
Daş atması, alma-heyva salması,
Galıb şirin yuhu kimin yadımda,
Eser goyub, ruhumda her zadımda.
Heyder Baba, Guru gölün gazları,
Gediklerin sazak çalan sazları,
Ket kevşenin payızları, yazları,
Bir sinema perdesidir gözümde,
Tek oturub, seyr ederem özümde.
Heyder Baba, Gara çemen cadası,
Çovuşların geler sesi, sedası,
Kerbelâ’ya gedenlerin kadası,
Düşsün bu ac, yolsuzların gözüne,
Temeddünün uyduh yalan sözüne.
Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,
Mehebbeti üreklerden gazdırıb,
Gara günün ser-nüviştin yazdırıb,
Salıb halgı bir-birinin canına,
Barışığı beleşdirib ganına.
Göz yaşına bahan olsa, gan ahmaz,
İnsan olan hencer beline takmaz,
Amma heyif, kör tutduğun burakmaz,
Behiştimiz cehennem olmakdadır,
Zilheccemiz meherrem olmakdadır.
Hezan yeli yarpahları tökende,
Bulut dağdan yenib kende çökende,
Şeyhülislam gözel sesin çekende,
Nisgilli söz üreklere deyerdi,
Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi.
Daşlı bulağ daş-kumunan dolmasın,
Bahçaları saralmasın, solmasın,
Ordan keçen atlı susuz olmasın,
Deyne bulağ, hayrın olsun, aharsan,
Ufuglara humar-humar baharsan.
Heyder Baba, dağın daşın seresi,
Keklik ohur, dalısında feresi,
Kuzuların ağı, bozu, garası,
Bir gedeydim dağ-dereler uzunu,
Ohuyaydım: "Çoban, gaytar kuzunu".
Heyder Baba, Sulu yerin düzünde,
Bulah gaynar çay çemenin gözünde,
Bulağotu, üzer suyun üzünde,
Gözel guşlar ordan gelib keçeller,
Halvetliyib bulahdan su içerler.
Biçin üstü sünbül biçen orahlar,
Ele bil ki, zülfü darar darahlar,
Şikarçılar bildircini sorahlar,
Biçinçiler ayranların içerler,
Bir huşlanıb, sondan durub biçerler.
Heyder Baba, kendin günü batanda,
Uşahların somın yeyip yatanda,
Ay bulutdan çıhıb gaş-göz atanda,
Bizden de bir sen onlara kıssa de,
Kıssamızda çohlu gam u gussa de.
Garı nene gece nağıl deyende,
Küleh galhıb gap-bacanı döğende,
Gurd geçinin Şengülüsün yeyende,
Men gayıdıb bir de uşah olaydım,
Bir gül açıb ondan sora solaydım.
Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim,
Sondan durub üs donumu geyerdim,
Bahçalarda tiringeni deyerdim,
Ay özümü o ezdiren günlerim,
Ağaş minib, at gezdiren günlerim.
Heçi hala çayda paltar yuyardı,
Memmed Sadıh damlarını suvardı,
Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı
Her yan geldi, şıllak atıb aşardıh,
Allah, ne hoş, gemsız-gemsız yaşardıh.
Şeyhülislam münâcatı deyerdi,
Meşed Rehim lebbâdeni geyerdi,
Meşdâceli bozbaşları yeyerdi,
Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun,
Farg elemez, her n’olacak, goy olsun.
Melih Niyaz verendilin salardı,
Atın çapıb gıygacıdan çalardı,
Gırhı tekin gedik başın alardı.
Dolayıya gızlar açıb pencere,
Pencerelerde ne gözel menzere.
Heyder Baba, kendin toyun tutanda,
Gız gelinler hena, pilte satanda,
Bey geline damnan alma atanda,
Menim de o gızlarında gözüm var,
Aşıkların sazlarında sözüm var.
Heyder Baba, bulahların yarpızı,
Bostanların gülbeseri, garpızı,
Çerçilerin ağ nabatı sakgızı,
İndi de var damağımda, dad verer,
İtgin geden günlerimden yad verer.
Bayramıdı gece kuşu ohurdu,
Adahlı gız bey corabın tohurdu,
Herkes şalın bir bacadan sohurdu,
Ay ne gözel gaydadı şal sallamak,
Bey şalına bayramlığın bağlamak.
Şal istedim men de öyde ağladım,
Bir şal alıb tez belime bağladım,
Gulam gile kaçdım, şalı salladım,
Fatma hala mene corab bağladı,
Han nenemi yada salıb ağladı.
Heyder Baba, Mirzemmed’in bahçası,
Bahçaların turşa şirin alçası,
Gelinlerin dizmeleri, tahçası
Hey diziler gözlerimin refinde,
Heyme vurar hatıreler sefinde.
Bayram olub, gızıl palçık ezerler,
Nakkış vurub, otahları bezeller,
Tahçalara düzmeleri düzerler
Kız-gelinin fındıkçası, henası,
Heveslener anası, kaynanası.
Bakıçının sözü, sovu, kağızı
İneklerin bulaması, ağızı,
Çerşenbenin girdekânı, mövizi
Kızlar deyer: “Atıl-matıl, çerşenbe,
Ayna tekin bahtım açıl, çerşenbe”.
Yumurtanı göyçek, güllü boyardıh,
Çakkışdırıb sınanların soyardıh,
Oynamahdan birce meğer doyardıh,
Eli mene yaşıl aşıh vererdi,
İrza mene novruz gülü dererdi.
Novruz Ali hermende vel sürerdi,
Kâhdan enib küleşlerin kürerdi,
Dağdan da bir çoban iti hürerdi,
Onda gördün ulak ayak sahladı,
Dağa bahıb kulahların şahladı.
Ahşam başı nahırçılar gelende,
Kodukları çekib, vurardık bende,
Nahır keçib gedib yetende kende,
Heyvanları çılpah minib govardıh,
Söz çıhsaydı, sine gerib sovardıh.
Yaz gecesi çayda sular şarıldar,
Daş eyeler selde aşıb, şarıldar,
Karanlıhda kurdun gözü parıldar,
İtler gördün, kurdu seçip ulaşdı,
Kurd da gördün, kalkıp gedihden aşdı.
Kış gecesi tövlelerin otağı,
Kentlilerin oturağı, yatağı,
Buharıda yanar odun yanağı,
Şebçeresi, girdekânı, iydesi,
Kende basar gülüb-danışmah sesi.
Şücâ haloğlunun Baki savgeti,
Damda kuran samavarı, söhbeti,
Yadımdadı şestli keddi, kameti,
Cünemmeğin toyu döndü, yas oldu,
Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu.
Heyder Baba, Nene gızın gözleri,
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,
Türki dedim, okusunlar özleri,
Bilsinler ki, adam geder ad galar,
Yahşı-pisden ağızda bir dad galar.
Yaz kabağı gün güneyi döyende,
Kend uşağı gar güllesin sövende,
Kürekçiler dağda kürek züvende,
Menim ruhum ele bilin ordadır,
Kehlik kimi batıb kalıb, gardadır.
Karı Nene uzadanda işini,
Gün bulutda eyirerdi teşini,
Kurd kocalıb, çehdirende dişini,
Sürü kalhıb dolayıdan aşardı,
Badyaların südü aşıb-daşardı.
Hecce Sultan emme dişin kısardı,
Molla Bağır emoğlu tez mısardı,
Tendir yanıb, tüstü evi basardı,
Çaydanımız ersın üste gaynardı,
Govurgamız sac içinde oynardı.
Bostan pozub getirirdih aşağı,
Doldururduh evde tahta tabağı,
Tendirlerde pişirerdik gabağı,
Özün yeyib, tohumların çıtlardıh,
Çok yemehden laf az kala çatlardık.
Verziğan’dan armud satan gelende,
Uşahların sesi düşerdi kende,
Biz de bu yandan eşidib bilende,
Şıllak atıb bir gışgırıh salardık,
Buğda verib armudlardan alardıh.
Mirza Tağı’ynan gece getdih çaya,
Men bahıram selde boğulmuş aya,
Birden ışık düşdü otay bahçaya,
”Eyvay dedik, kurtdu”, gayıtdıh, gaşdıh,
Heç bilmedih ne vaht küllühden aşdıh.
Heyder Baba, ağaçların ucaldı,
Amma heyıf cevanların gocaldı,
Tohluların arıhlayıb acaldı,
Kölge döndü, gün batdı, kaş gereldi,
Kurdun gözü karanlıhda bereldi.
Eşitmişem yanır Allah çırağı,
Dayır olub mescidüzün bulağı,
Râhat olub kendin evi, uşağı,
Mensur Han’ın eli golu var olsun,
Harda kalsa, Allah ona yar olsun.
Heyder Baba, Molla’ İbrahim var, ya yok?
Mekteb açar, ohur uşaklar, ya yok?
Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok?
Menden ahunda yetirersen selâm,
Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm.
Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e,
Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize,
Balam durun, goyah gedeh emmize,
Ağa öldü, tufağımız dağıldı,
Goyun olan yad gediben sağıldı.
Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,
Süleyman’nan, Nuh’dan kalan dünyadı,
Oğul doğan, derde salan dünyadı,
Her kimseye her ne verib alıbdı,
Eflatun’nan bir guru ad galıbdı.
Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler,
Bir-bir meni çölde goyub, çöndüler,
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler,
Yaman yerde gün döndü, ahşam oldu,
Dünya bize harâbe-i şâm oldu.
Emoğluynan geden gece Gıpçağ’a,
Ay ki çıhdı, atlar geldi oynağa,
Dırmaşırdıh, dağdan aşırdıh dağa,
Meşmemi Han göy atını oynatdı,
Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı.
Heyder Baba, Gara Kolun deresi,
Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi,
Orda düşer çil kehliğin feresi,
Ordan keçer yurdumuzun özüne,
Biz de geçek yurdumuzun sözüne.
Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb?
Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb?
Amir Gafar dam daşını kim alıb?
Bulah gene gelib gölü doldurur,
Ya guruyub, bahçaları soldurur.
Amir Gafar seyyidlerin tacıydı,
Şahlar şikar etmesi geygacıydı,
Merde şirin, nâmerde çoh acıydı,
Mazlumların hakkı üste eserdi,
Zalimleri gılıç tekin keserdi.
Mir Mustafa dayı, uca boy baba,
Heykelli, sakkallı, Tolstoy baba,
Eylerdi yas meclisini, toy baba,
Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi,
Mescidlerin, meclislerin görkemi.
Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi,
Gürülderdi, buludlu dağlar kimi,
Söz ağzında erirdi yağlar kimi,
Alnı açık, yakşı, derin kanardı,
Yaşıl gözler çırah tekin yanardı.
Menim atam süfreli bir kişiydi,
El elinnen dutmah onun işiydi,
Gözellerin âhire galmışıydı,
Onnan sonra dönergeler dönüpler,
Mehebbetin çırahları sönüpler.
Mir Sâlih’in delisoyluh etmesi,
Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi,
Mir Memmed’in gurulması, bitmesi,
İndi desek, ehvâlâtdı, nağıldı,
Keçdi getdi, itdi batdı, dağıldı.
Mir Abdül’ün aynada kaş yakması,
Cövcülerinnen, kaşının akması,
Boylanması, dam-divardan bahması,
Şah Abbas’ın dürbini, yâdeş behayr,
Hoşgenâb’ın hoş günü, yâdeş behayr.
Sitâr’ emme nezihleri yapardı,
Mir Gadir de her dem birin gapardı,
Gapıb, yeyib, dayça tekin çapardı,
Gülmeliydi onun nezih gappası,
Emmemin de, ersininin şappası.
Heyder Baba, Amir Heyder neyniyir?
Gelin gene samavarı keyneyir,
Day gocalıb, alt engiynin geyneyir,
Gulak batıb, gözü girib gaşına,
Yazıh emme, havâ gelib başına.
Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü,
Eşidende eyer ağzı, gözünü,
Melkâmıd’a verer onun özünü,
Da’vaların şuhluğılan gatallar,
Eti yeyib, başı atıb yatallar.
Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü,
Amir Yahya em gızının kuluydu,
Ruhsâre artist idi, sevgiliydi,
Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar,
Amir Cefer geyretlidir, gan salar.
Seher tezden nahırçılar gelerdi,
Goyun guzu dam bacada melerdi,
Emme Can’ım körpelerin belerdi,
Tendirlerin gavzanarı tüstüsi,
Çörehlerin gözelliği, istisi.
Göyerçinler deste kalkıb uçallar,
Gün saçanda gızıl perde açallar,
Gızıl perde açıb, yığıb kaçallar,
Gün ucalıb, artar dağın celâli,
Tebietin cevanlanar cemâli.
Heyder Baba, garlı dağlar aşanda,
Gece kervan yolun azıb şaşanda,
Men hardasan, Tehran’da, ya Kâşan’da,
Uzahlardan gözüm seçer onları,
Hıyâl gelib, aşıb keçer onları.
Bir çıhaydım Damgaya’nın daşına,
Bir bahaydım keçmişine, yaşına,
Bir göreydim neler gelmiş başına,
Men de onun dağlarıynan ağlardım,
Kış donduran ürehleri dağlardım.
Heyder Baba, gül honçesi handandı
Amma hayıf, üreh gazası kandı,
Zindegânlık bir karanlık zindandı,
Bu zindanın derbeçesin açan yok,
Bu darlıhdan bir gurtulub gaçan yoh.
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!
Bir soruşun bu karkınmış felekden,
Ne isteyir bu kurduğu kelekden?
Deyne, keçir ulduzları elekden,
Goy tökülsün, bu yer üzü dağılsın,
Bu şeytanlık gorhusu bir yığılsın.
Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,
Ağlaşaydım uzak düşen elinen,
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı?
Men senin tek dağa saldım nefesi,
Sen de kaytar, göylere sal bu sesi,
Baykuşun da dar olmasın kefesi,
Burda bir şîr darda kalıb bağırır,
Mürüvvetsiz insanları çağırır.
Heyder Baba, gayret ganın gaynarken,
Garakuşlar senden gopub kalkarken,
O sıldırım daşlarıynan oynarken,
Kavzan, menim himmetimi orda gör,
Ordan eyil, gâmetimi darda gör.
Heyder Baba, gece durna keçende,
Köroğlunun gözü gara seçende,
Kıratını minib, kesib biçende,
Men de burdan tez metleba çatmaram,
Eyvez gelib çatmayında yatmaram.
Heyder Baba, merd oğullar doğginan,
Nâmerdlerin burunların ovginan,
Gedihlerde gurdları dut boğginan,
Goy guzular ayın şayın otlasın,
Goyunların guyrukların gatlasın.
Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yahın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir emridir gem üstüne gem galar.
(Heyder Baba’ya Selâm, Tebriz 1954)
Heyder Baba'ya Selam







